Risale-i Nur Gençlik Şöleni

0

Şölene Davetlisiniz

Risale-i Nur Gençlik Şöleni Risale-i Nur Enstitüsü’nün geleneksel olarak düzenlediği şölende, Risale-i Nur Gençliği bu sene Ankara’da buluşuyor. Yarışmalar; Kısa Film Yarışması Konu:İffet Makale Yarişması Konu:Said Nursi ve Modernite Bilgi Yarışması Üniversite Kategorisi:Lem’alar Lise Kategorisi: Gençlik Rehberi *İl yarışması 8 Nisan 2012, Türkiye finali 21 Nisan 2012 tarihlerinde yapılacak. Yarışmalar için son başvuru tarihi:31 Mart

Devamı
Yayınlandı:
28 Nisan 2012 18:09
Kategoriler:
Genel

DEKLERASYONLAR – YARATILIŞ MASASI

EMİNE BAHÇECİ

RÜVEYDANUR SEVİNÇ

SEVDENUR KURNAZ

ELİF ERDOĞAN

RABİA GÜLEZ

ZEYNEP YÜCETÜRK

DİLEK POLAT

1-   Ben kimim ?, Beni kim yarattı ? Bu dünyadaki vazifem nedir ? gibi sorularla başta kendisini ve çevresini sorgulayan insan, ancak kendini ve kainatı okuduğu vakit bu sorulara cevap verebilmekte ve yaratılış hakikatine erişmektedir.

2-   Geçmişten günümüze her medeniyet ya da uygarlık kendi değerleri çerçevesinde kainatın ve insanın yaratılış maksadını tanımlamakta ve bu çerçeveye göre hayat felsefesi ve vizyonu oluşmaktadır.

3-   İnsan evrimci görüşün dediği gibi karmaşık bir canlı değil, aksine muazzam inkılaplara medar olmuş, kainat kitabının en külli ayetidir.

4-   Yaratılışın en cemiyetli meyvesi olan insana güzel hasletleri netice verecek istidatlar verilmiştir. Ancak onu yüce yaratıcının rızası dairesinde istimal etmek ve iyiye kanalize etmek Ebu Bekirleri netice verirken bunun su-i istimali ise esfel-i safilin derelerinde boğulan Ebu Cehilleri netice vermektedir.

5-   İnsan Cenab-ı Hakk’a intisabın en açık bir göstergesi olan ibadeti yerine getirmediği vakit kainattaki mahlukatın hukukuna tecavüz ettiği gibi maddeten musibetlere de maruz kalmaktadır.

6-   Yaratılışı itibariyle insanda var olan ve had konulmayan bazı kuvvelerin sırat-ı müstakimde kullanması gerekirken ifrat mertebede kullanılması günümüzün en büyük problemlerinden birini teşkil eden zulüm ve tecavüzü netice vermektedir.

7-   Yüce yaratıcı insanın fıtratına bir vahid-i kıyasi ve anahtar hükmünde tevdi ettiği eneyi, insan kendi nefsine ma’bud ve mahbup yapmakla inkar yoluna gitmektedir.

8-   Bir sivri sineğin hayatını hakk-ı muhafaza eden yüce yaratıcının hafiz ismini layıkıyla idrak edemeyen ehl-i dalalet, ebedi bir hayatın olmadığına inanmakta ve bu düşünce tarzı da insanın sefahate düşmesini netice vermektedir.

9-   Yaratılışı itibariyle fıtratına ebed arzusu derç edilen ve ebede müştak olan insanın şu muvakkat olan dünya hayatında bir türlü doymak bilmemesi ve sürekli iyiyi, güzeli, mükemmeli istemesi, ebedi bir hayatın olduğuna apaçık bir delil olduğunu göstermektedir.

10-İnsan bütün varlık alemi namına ‘ iyyake na’ büdü ‘ diyebilecek bir kabiliyetle yaratılmıştır. Bu denli ehemmiyet kesb eden insanın Cenab-ı Hakk’a karşı en ehemmiyetli vazifesi ona olan kulluğun en açık göstergesi imandır.

Devamı
Yayınlandı:
05 Mayıs 2012 15:27
Kategoriler:
Bayan

DEKLERASYONLAR – REFAH MASASI

HAVVA YILDIRIM

SABİRE YÜCE

AYŞE GÖKÇE

AYFER UZUN

GÜLAY YILMAZ

MERVE ERGİN

MERVE KAHRAMAN

NAZLI SERTBAKAN

  1. İnsanın hem dünya hem de ahîret hayatındaki refahı kendi mâhiyetini bilmesi ile gerçekleşir.
  2. Bireysel refah toplumsal refahın kaynağıdır.
  3. Zekât kayıp değil, ebedi bir kazançtır.
  4. İman hizmeti ile meşguliyet geçimde kolaylık, rızkta bereket, kalpte ferah ve sürurun  kaynağıdır.
  5. Kanaat, şükür ve iktisat geçim sıkıntısının merhemidir.
  6. İnsanlık İslam medeniyeti ile yükselir ve refaha ulaşır.
  7. İnsanların refah düzeyi için din olmazsa olmaz esaslardandır. Dinsiz bir toplum asla istenilen refah düzeyine kavuşamaz.
  8. Medya bireyin refahını sağlayabilecek önemli bir araçken, tahrip edici yayınlar buna engel olmaktadır.
  9. Faiz toplum tabakaları arasında uçuruma sebep olurken, zekât köprü vazifesi ile sosyal tabakaları bir birine yakınlaştırır, sosyal bağları güçlendirir.
  10. Yalancı bir cennette cismi bulunan ve kalbi, ruhu cehennemde azap çeken bir insanın hakiki mutluluğundan bahsedilemez. Refah, cismen, kalben, ruhen cennette bulunmaktır.
  11. Eşya israfı zaman ve hayat israfı ile doğru orantılıdır. İsraf refahı elde etmede engeldir.
Devamı
Yayınlandı:
05 Mayıs 2012 15:26
Kategoriler:
Bayan

DEKLERASYONLAR – İNANÇ VE AHLAK MASASI

HURİNUR AKGÜNLER

MERVE TEKCAN

BELKIS SULTAN YILDIRIM

ZEHRA AÇICI

ŞEYMA ALKAYIŞ

MERVE NUR FERŞADOĞLU

BÜŞRANUR KASAPOĞLU

AYŞE NUR ERFİDAN

GÜLNUR TERCAN

EBRU ERTUĞRUL

NUR HİLAL ERKUT

 

1- İman, ahlakın kaynağıdır.

2- Beşeriyetin, en yüksek temsilcisi olan Peygamberimiz (a.s.m.) ahlak hususunda da, “emin” sıfatıyla en önde gelen rehberimizdir.

3-  Asrımızın en büyük hastalığı  ahlaki çöküş inançsızlıktan kaynaklanır. İman esasları ise, herkesin kalbinde iman canibinden manevi bir yasakçı bulundurmasını sağlayarak, bireyi ve toplumu ahlaklı olmaya yöneltir.

5- Toplum hayatındaki bütün ahlak-ı rezilenin membaı, “Ben tok olsam, başkası açlıktan ölse bana ne” ve “Sen çalış, ben yiyeyim” fikriyatıdır.

6- Kişinin ve toplumun menfaati için ahlak kurallarına uyması gerekir. Bunun için beş esas şarttır.

1.Merhamet 2. Hürmet 3.Emniyet 4. Haramı helali bilip haramdan çekinmek 5.Serseriliği bırakıp itaat etmektir.

7- Toplum ahlakı bozukluklarının düzeltme yolunda Risale-i Nur’da peygamber ahlakı adeta özetlenmiştir. Gençlik Rehberi, Hanımlar Rehberi, İhtiyarlar Risalesi, Hastalar Risalesi, Çocuk Taziyenamesini yazarak ailevi ve sosyal birçok konuda İslam ahlakını ve İslami eğitim metodunu anlatmıştır.

8- İnsan sınırsız kuvvelerle donatılmıştır. Bu kuvveler şeriatça sınırlandırılmış olup, cüz-i ihtiyariyle vasat noktada kullanılmalıdır. Bu şekilde ahlak-ı secayaya ulaşılır.

9- Güzel ahlak, medeniyetin hayatıdır. Hürriyet, şeriatın adaplarına uyma ve ahlakla gelişir.

10- Toplumdaki köklü ve kalıcı değişimler; Müslümanlar olarak Kur’ani ahlakı hayatımıza tam yerleştirmek ve temsil edebilmekle mümkündür.

Devamı
Yayınlandı:
05 Mayıs 2012 15:23
Kategoriler:
Bayan

DEKLERASYONLAR – HÜRRİYET VE ADALET MASASI

ELİF ALTUNER

FEYZA KURUN

ZEYNEP DOĞAN

YILDIZ FIRTINA

HATİCE BETÜL BULUT

FATMA NUR DOĞAN

YASEMİN KAVUŞ

DİLEK KIRCA

 

 

  1. Adaletle yaratılan insan fıtratının terakki edebilmesi için insan davranışlarının temelini oluşturan kuvvelere sınır konulmamış tır. İnsan böylece ya zulüm ve tecavüzleri doğuran amellerle fıtratına ters düşecek ya da adalet üzre harekete ederek asr-ı saadet örneğinde olduğu gibi sırat-ı müstakimi bulacaktır ve iki cihan saadetini kazanacaktır.
  2.  İsraf, tüketim, başıboşluk, nefsin his ve heveslerine boyun eğme hürriyet olgusuyla bağdaşamaz. Hakiki hürriyetin yolu nefsin his ve heveslerinden kurtulup iç hürriyeti elde etmekten geçer. İç hürriyetin yolu ise sırat-ı müstakimdir.
  3.  İbadete riayet adaletin inkişafıdır. İbadetlere riayet, insanın tüm varlıklara adaletle muamele etmesinin yolunu açar.
  4. İnsanın fıtratında hürriyet olması, onun din ve inanışta hür muhakeme gücüne sahip olmasını iktiza eder.
  5. İmandan beslenen hoşgörü, sabır, şükür ve tevekkül ile sürdürülebilen yuva, aile bireylerinin  kabiliyetlerinin inkişaf ettirebileceği hür bir ortamı sağlar.  Böyle bir yuva, emanete itina göstermek, adaletle hükmediş, hakkın hatırına duyulan hürmet gibi insani değerleri, asr-ı saadetin tablolarını canlandırabilir.
  6. Dil, din, ırk , mezhep vs. gözetmeksizin insanlar hak ve hürriyet noktasında eşit olmalıdır. Herkes inancının gereğini yaşamakta serbest olmalıdır.
  7. Anadilinde konuşabilmek, fikrini serbestçe söyleyebilmek en temel haklardandır. Kimse dininden,ırkından veya birilerini sevmek ya da sevmemek noktasında sorgulanamaz.
  8. Eğitim en temel haklardan olup, kılık kıyafet veya dil gibi sınırlamalarla kısıtlanamaz.
  9. Tam hür ve bağımsız bir anayasa hak ve hukukun üstünlüğünün kabulü ile mümkündür.  İdeolojik vurguları olan, değiştirilemez maddeler gibi kırmızı çizgilere sahip bir anayasa bu anlayıştan uzaktır.
  10. İstibdat, en küçük dairede; yani enede başlar ve büyük dairede musibet ve felakete dönüşür. O halde istibdatın yerleşmemesi ve tesis olunmaması için insan evvela kendi dairesindeki istibdadı ortadan kaldırmalı, nefsi terbiye ile izale etmelidir.
  11. Haksızlık karşısında susmak ve mücadele etmemek, istibdata meyli olan kimselerin istibdat meylini artıracağından hak ve hürriyeti kısıtlayıcı engeller karşısında mücadele etmek gerekir.
  12. Risale-i Nurlar; hak, adalet ve hürriyet manifestosu olarak tüm ülke genelinde yaygınlaştırılmalı, eğitimde yerini almalıdır.
Devamı
Yayınlandı:
05 Mayıs 2012 15:20
Kategoriler:
Bayan

DEKLERASYONLAR – FARKLILIKLAR VE KİMLİK MASASI

MERVE YALÇIN

ELİF ULUSOY

BÜŞRA KIRMIZI

ŞİFA BOZKURT

CANSU DALKIRAN

ECE ÇELEN

BÜŞRA YALÇIN

BÜŞRANUR ŞEKER

SAMİYE DİK

BÜŞRANUR ÖNAL

 

 

1- Kimlik, insanın sosyalleşme sürecinin bir ürünüdür, insanların içinde yaşadıkları toplumun sosyal yaşantılarından hareketle, zihinlerde ve iç dünyalarında inşa ettikleri bir temsildir. Milli kimlik ise bilinen yaygın kimlik tipinden ayrı olup insanları farklılıklarına rağmen bir arada tutan bir dayanışma kaynağıdır. Farklılaşma da aslında bir tür kimlik oluşturmadır.

 

2- Hiç kimse kendi isteğiyle şu anda mensub olduğu milletin ferdi olarak dünyaya gelmediğini aklından çıkarmamalı ve Yaratıcının takdiri olan kimliklerini kendi tercihleri zannedderek gaflete düşüp övünmemelidir.  Dolayısıyla milliyetçilik fikrinin İslam kardeşliğinin önüne geçmesine engel olmalı ve İslam kardeşliğinde uhuvveti baki kılmalıdır.

 

3- Günümüz medeniyeti dini değerleri gizliden gizliye unutturmuş ve adeta kendi değerler sistemini oluşturmuştur. Bediüzzaman’a göre bu tehlikeye karşı mutlak çözüm sıkı sıkı imana sarılmakla beraber medeniyetin getirdiği sefahatle gelen elemlerin iyice idrak edilmesi gerekir. Günümüz medeniyetinin doğurduğu kimlik bulanımlarından iman nuruyla kurtulmak mümkündür.

 

4 – Kalabalıklar arttıkça, onların içerisinde kaybolma endişesi duyan birey; gruplar ve cemaatler içerisinde kendisini bulmaya çalışmaktadır. Cemaatteki “biz” şuuru insanın yalnızlığa, önemsizliğe ve belirsizliğe itilmesini önlemektedir.

 

5- Küreselleşme bireylerin kimliklerini kaybetmelerine ve insanların tek tipleştirmeye çalışarak milli kimliği zaafiyete uğratmaya çalışmaktadır. Bediüzzaman’nın Risale-i Nur’larda belirttiği gibi doğru yol farklılıkları buluşturmak ve ayrılıkları ortadan kaldırmak olmalıdır. Bu bağlamda hakiki insaniyetin bir değer olarak ortaya konması ve insanlığın bu noktada birleşmesi dünya için tek çıkış yolu olarak gözükmektedir.

 

6 -  Küreselleşmeden doğan kapitalizm fikri ise menfi haller olan faiz, hırs, israf ve sınıf farklılıklarını ortaya çıkarmıştır. Said Nursi’ye göre kapitalizm illetinden kurtulmanın yegane yolu Kur’an-ı Kerim’in kanun-u esası olan vücub-i zekat ve hürmet-i ribaya itaat etmektir.

 

7 – Bediüzzaman, en büyük düşmanlardan biri olarak “cehalet”i görmüş ve ayrıca tek taraflı uygulanan bir eğitim sisteminin uygulanmasıyla ortaya çıkan tahribata karşı fen ve din ilimlerinin birlikte okutulduğu “Medresetüzzehra” ismiyle  bir eğitim modeli geliştirmiştir.

 

 

8 – Kültür millî, medeniyet ise milletler arası değerleri ifade ederken; kültür “yalnız bir milletin dinî, ahlâkî, hukûkî, aklî, estetik, lisânî, iktisâdî ve fennî hayatlarının âhenkli bütünü tarif eder. Ayrıca kültür insanın deruni, manevi ve içsel olgunlaşmasını ifade ederken medeniyet ise maddi, cismani ve dışsal gelişmesini dile getirir.

 

10 – Risale-i Nur sadece Müslümanlara değil, tüm insanlığa hitap etmekte ve asrımızın manevi hastalıklarına deva olabilmektedir. Bediüzzaman ile ilgili çeşitli sempozyum, seminer ve konferanslara katılan ve Risale-i Nur’a sahip çıkan diğer dinlere mensup bilim ve din insanlarının çalışmaları ve tebliğleri bunu doğrulamaktadır.

Devamı
Yayınlandı:
05 Mayıs 2012 15:19
Kategoriler:
Bayan

DEKLERASYONLAR – BARIŞ MASASI

HATİCE İŞCAN

ELİF SÖNMEZTEKİN

BERRANUR TÜRELİ

MERYEM YALÇIN

MERVE NİSA BAYBARA

MEHTAP ASLAN

ŞURANUR BİÇER

GÜLŞAH YILMAZ

ZEYNEP ERSÖZ

SEMA USLU

FATMANUR GİDAL

 

1)      Aile içi şiddet olaylarının en büyük sebebi emniyet ve güvenin ortadan kalkmasıdır. İslam ahlakında aile içi hukuka çok büyük önem verilmiş; ayet ve hadislerle anne, baba, kardeş hakları korunmuştur. İmanın kuvvetlendirilmesi bu hastalıklara çare olup, yuvalarımızı cennet bahçesine çevirecektir.

 

2)      Fıtrat dini olan İslamiyet barışı önce kişinin vicdanına yerleştirir. Hz peygamber bunu hayata geçirerek insanlığın saadet asrına ulaşmasında rehber olmuştur.

 

3)      Bediüzzaman, eserlerinde insanı kendi nefsiyle karşı karşıya getirir. Hatalarını fark edip, nefs-i emmarenin ıslahına çalışan fert kendisi ve toplumla barışık hale gelir.

 

4)      Barışı bozan temel etmenlerden biri enedir. Enenin; insanı Cenabı-ı Hakk’ı tanımaya ve O’na kulluk etmeye sevk etmesi beklenir. Ancak biz yerine ben ; “Ben mutlu olayım, sadece benim ülkem refah ve barış içinde yaşasın” düşüncesiyle enenin yaradılış gayesinden uzaklaştırılması bireyler ve milletler arasında anlaşmazlığın ve savaşların doğmasına yol açmaktadır. Oysa hakka ve hakikate kıymet veren, insanlığı kardeş gören kâmil iman sahibi kişilerin oluşturduğu toplumda kargaşa ve çatışma olmayacaktır.

 

5)      Avrupa medeniyetinin temelsiz, çürük düsturlarına rağbet edilmesi; dünyevileşme ve nefsi arzuların ön plana çıkarılması, insanlığı gaddar bir canavar haline getirmektedir. Bugün dünyada gerçek ve kalıcı barışın sağlanabilmesi için, Kur’ani düsturların yaşanılır hale getirilmesi gereklidir. İnsaniyet-i kübra olan İslamiyet’in teşvik ettiği ve Kuran’ın emrettiği barışmaktır.

 

6)      BM gibi adaleti ve hürriyeti sağlamak için kurulmuş  kuruluşlar güçlü devletlerin yanında yer alarak dünyadaki savaş ve zulümlere son veremedi.  Dünya barışı İslam’ın evrensel değerleriyle elde edilebilir.

 

7)      Müslümanlar, içinde yaşadıkları toplumda ve İslam milletleri arasında uhuvveti tahrip edecek davranışlardan uzak durmalıdır. Dünya milletleriyle umumi barış ortamının oluşmasına sebep olacak, inanç ve fikir birliğiyle sağlanan İttihad-ı  İslam projesi gerçekleştirilmelidir.

 

8)      İslam dininin temelleri olan rahmet, şefkat, muhabbet ile bütün dünya insanları uzlaştırılabilir. Tüm insanlığın saadetini esas alan İslamiyet, insanlığın en güzel yansımasıdır.

 

Devamı
Yayınlandı:
05 Mayıs 2012 15:18
Kategoriler:
Bayan

DEKLERASYONLAR – YARATILIŞ MASASI

KATILIMCILAR:

Yasin ER

Muhammed Nur BAŞAKAYA

Mehmet CILIZLAR

Mustafa BULUT

Mehmet Ali EŞ

Yunus SÜR

Ömer IŞIKAKDOĞAN

Mehmet Sıddık KILIÇ

1- Yaratılış; yaratmak, var etmek, oluşturmak demektir. Risale-i Nur’da da geçtiği üzere Cenab-ı Hakk’ın iki tarzda icadı vardır. Birisi ibda, yani hiçten yoktan yaratmak, icat etmektir. Diğeri ise inşa, yani yaratılmış unsurları bir araya getirmek suretiyle yeni bir varlık ortaya çıkarmaktır.

2- İnsan şu kitab-ı kebir-i kâinatın bir misal-i musağğarıdır ve kainat gibi, nizamlı, intizamlı ve mükemmel bir şekilde yaratılmıştır.  Bir vazifesi de kâinat kitabını okumak olan insan; yalnızca kendisine bakarak dahi cemal ve kemal sahibi olan Allah’ın gösterdiği cemal ve kemalini görebilir, okuyabilir ve müşahede edebilir.

3- Madem madde vardır ve son derece sanatlıdır ve bu sanatla beraber çok fonksiyoneldir.  O halde bunu yaratıcısız düşünmek ve kabul etmek son derece akıldan uzaktır.  Zira, bir yerde fiil varsa, faili de vardır, sanat varsa sanatçısı da vardır, eser varsa bu eserin müessiri de vardır.

4- Âlemin bir nevi manevi çekirdeği ve cemiyetli meyvesi olan, Allah’ın bütün isimlerini kendisinde gösteren ve yansıtan ve kâinatın bütünüyle etkileşimde olan zeminin halifesi insanın, kâinattan ayrı düşünülmesi, kâinatın yaratılışının mahiyetinin kaybolmasına da sebep olur.

5- Her Cemal ve Kemal sahibi kendi Cemal ve Kemalini görmek ve göstermek istemesi sırrınca Halık-ı kâinat bu âlemi yaratmıştır. Her şeyin anahtarı onun yanında, her şeyin dizgini onun elindedir; her şey onun emriyle halledilir. Onu bulsan, her matlubunu buldun; hadsiz minnetlerden korkulardan kurtuldun.

6- Son derece sanatlı ve düzenli olan bu kâinatın yaratılabilmesi için, sonsuz bir ilim, sonsuz bir irade ve sonsuz bir güç lazımdır. Bununla beraber kâinattaki varlıkların hayatlarının devamı için bu varlıkların ihtiyaçlarını görüp, yerine getirecek, seslerini işitip onlara cevap verecek ve onlarla konuşacak bir yaratıcı gereklidir.

7- Gerek ihtiyacı bildirmesiyle, gerek bir ızdıraba kaynak olmasıyla – yani hem olumlu, hem de olumsuz haliyle- şuurlu bir fıtrat kanunu olan vicdan; insana, mutlak kudret sahibi bir yaratıcıya muhtaç olduğunu sürekli hatırlatır.

8- Cenab-ı Allah Halık’tır. Bütün Kâinat O’nun hilkatinin eseridir. O’nu Kemal sıfatlarıyla tasdik etmeyen, her bir zerreye ilahlık veren ve onların kendiliğinden olduğunu iddia eden insan, kendisinin hayvandan daha ziyade hayvan ve cemadattan daha ziyade camid ve şuursuz olduğunu ortaya koyar.

9- Hilkatin en yüksek gayesi ve fıtratın en yüce neticesi, İman-ı Billâh’tır ve insaniyetin en âli mertebesi ve beşeriyetin en büyük makamı İman-ı Billâh içindeki Marifetullah’tır. Marifetullah da ubudiyetin esası ve anahtarıdır. İnsan, ihsan edene perestiş eden fıtrat üzere yaratılmıştır. Ve bu fıtratın gereği, kendisine sayısız nimet sunan Allah(c.c)’ın Rabbi olduğunu anlayıp, kendini ubudiyetle yalnız ve ancak ona sevdirmeye çalışacaktır.

10- İnsanın içindeki serbestlik duygusunu okşadığı ve insanın sorumluluklarından kaçması için bir kapı araladığından, ateizmin temel destek yapı taşı olan Evrim Teorisi, kendisini dayandırdığı Miller ve Ernst deneylerinin, artık bilim literatüründe geçersiz olmasıyla birlikte, Kambriyen patlaması ve indirgenemez komplekslik gibi insanın şu anki haliyle yeryüzünde bulunmasını kanıtlayan bilimsel kanıtlara, dinsizlik cereyanına büyük bir darbe indirmiştir.

Devamı

DEKLERASYONLAR – REFAH MASASI

KATILIMCILAR:

Yusuf Renas BÜLBÜL

Tahir ZEYREK

Enes TURAP

Ömer Said ERDOĞAN

Recep EŞEN

Orhan ÖZER

 

  1. 1.      Refah sözcük anlamı olarak mutluluk, sevgi , saygı , terakki gibi anlamlar ifade eder. İstilahi olarak da bir memleketin geçim standartlarının istenilen seviyede olması anlamına gelir.

 

  1. 2.      21. yüzyıl bilimin hakim olduğu, bilgi toplumlarından meydana gelen yüzyıl olacaktır. Toplumların ve insanların yalnız iktisadi konulara eğilerek ve yalnız ekonomik yapıyı ele alarak gelişecekleri ve huzurlu olacakları anlayışı geçerliliğini kaybetmiş durumdadır.

 

  1. 3.      İnsan, maddi ve manevi olmak üzere iki cephesi olan bir varlıktır. İnsanın bu iki yönünün de tatmin edilmesi gerekmektedir.

 

  1. 4.      Nasıl ki hayatın hayatı imandır, sosyal hayatın ruhu da zekattır.  Zekat, insanların davranışlarını maddi ve manevi sahada disipline eden mukaddes bir emr-i İlahidir.

 

  1. 5.      Günümüz insanının karşılaştığı birçok ekonomik problemlerin üstesinden gelmek sosyal hayatta zekat kurumunun revacıyla mümkündür. Zekat, toplumun sosyal ve ekonomik problemlerine çözüm getirecek, rahatsızlıklara sünger çekebilecek bir şifa özelliğine sahiptir.

 

  1. 6.      Zekatın iktisadi faydalarını kısaca şöyle ifade edebiliriz. Zekat verimi artırır, milli geliri yeniden sosyal adalet yönünde dağıtır, gösteriş tüketimini zaruri ihtiyaç mallarına aktarır, kaynak dağılımını düzeltir, atıl geliri azaltır, yatırımı arttırır, toplam talebi artırır.

 

  1. 7.      İnsanlığa refah vaad eden sosyalizm, kapitalizm ve komünizm gibi sistemler uygulama aşamasında insanlığı büyük sıkıntılara sokarak yıkılmaya yüz tutmuştur. Fakat buna karşın en tutarlı ve uygulanabilir bir sistem olarak asr-ı saadetteki ticari, iktisadi, hukuki ve ahlaki yapılar çözüm üretme aşamasında bütün ihtişamıyla karşımızda durmaktadır.

 

  1. 8.      “İktisat, manevi dilencilik zilletinden kurtaracak bir sebeb-i izzettir.”

 

  1. 9.      İnsanlar Kuran-ı Kerim ve Sünnet-i  Seniye’deki esaslara uyduğu takdirde refah seviyelerini yükseltmeye muvaffak olabilirler.
Devamı

DEKLERASYONLAR – İNANÇ VE AHLAK MASASI

KATILIMCILAR:

Ömer DİNLER

Ömer Faruk KOÇ

İsmail Burak KOÇ

Nurullah ÇETİN

Mehmet Ali ERGENEKON

Said Fatih SARI

Abdulaziz BİLGE

1. İnsan yaratılışının gereği olan inanç ile hayata başlar ve onunla değer kazanır. İnsanın asıl vazifesi iman ve duadır. Toplumsal düzenin ve refahın sağlanmasında beşeri kanunlar ilahi kanunlar ile desteklenmelidir ve ancak bu şekilde toplumsal düzen sağlanabilir.

2.İnsanın asıl vazifesi ve amacı ilahi ahlak ve güzel huylarla ahlaklanmaktır. Toplumsal ahlakın ve düzenin sağlanmasında din destekleyici ve tamamlayıcı bir unsurdur. Terakkinin; sanat, marifet ve ittifakla yalnızca Kur’an medeniyetine sarılarak olacağının bilinmesi lazımdır. Batının şekilci zihniyetine özenerek geleceğini düşünmenin bir yanılgı olduğu bilinmelidir.

3.Günümüzde gittikçe yaygınlaşan ahlaki çöküntüye karşı inanç ve ahlaki değerleri muhafaza edebilmenin yolu cemaate intisap etmekle mümkündür. Toplumdaki yozlaşmaya direnç gösterebilmek için birlikteliğe ihtiyaç vardır. Bu birlikteliği sağlayabilecek en önemli etken cemaat şuurudur.

4.Eğer biz doğru İslamiyet’i ve İslamiyet’e layık olan doğruluğu anlayıp yaşayabilirsek, diğer dinlerin mensupları fevc fevc İslamiyet’e dahil olacaklardır.

5.Alem-i İslam’ın kapısı olan Türkiye’den yapılan müsbet ve menfi yayın ve neşirler tüm İslam alemini derinden etkilemektedir. Bu yüzden bizim bu alanda talep ettiğimiz yayın ve neşriyatlara daha çok dikkat etmemiz ve sonuçlarını düşünerek hareket etmemiz elzemdir. Ahlaki yönden duyarlı nesiller yetiştirmek için müsbet yazılı ve görsel yayınlar teşvik ve tercih edilmelidir.

6.Tahkiki imanı tesis eden Risale-i Nur insanların vicdanına manevi bir yasakçı koyarak toplumun asayişini gayet muntazam bir şekilde tesis etmektedir.

7.Kalıcı ahlaki temellerin oluşturulmasında insan fıtratında var olan duygu, his ve latifelerin meşru dairede kanalize edilmesi lazımdır.

8. Fıtraten çok yüksek bir ahlaki mertebede yaratılan kadının toplum hayatında metalaştırılmasının ve teşhir edilmesinin önüne geçilmelidir. Aksi takdirde toplumdaki ahlaki çöküntünün çözüme kavuşamayacağının idrakine de varılması gerekir.

9. Hapishaneler ve eğitim kurumlarının işlevini tam manasıyla yerine getirmesi için Kur’ani ahlak dersini tam aşılayan Risale-i Nur başta olmak üzere ve diğer dini-ahlaki eserlerin okunması ve okutulması sağlanmalıdır. Çünkü bu manevi buhranın tek çözümü Kur’ani ahlak dersidir.

10.Esasında bir manevi boşluktan doğan yasal uyuşturucu hükmünde olan aşırı tüketim, faydasız işlerle aşırı meşguliyetler mütedeyyin insanların dahi dünyevi ve uhrevi hayatını tehlikeye atmaktadır. İsraf ve malayaniyat tarzındaki dindar insanların da hayatında helal gibi algıladığı haramların fark edilmesine dikkat çekilmelidir.

11.Yalnız beşerin koyduğu kanunlardan neşet eden sistemler toplumun maddi ve manevi ihtiyaçlarına cevap vermemektedir. Toplumun huzur, refah, ahlaki ve manevi temellerinin tesisi için vahyin getirilerine bina edilmiş bir sistem gereklidir.

Devamı
0

DEKLERASYONLAR – HÜRRİYET VE ADALET MASASI

KATILIMCILAR:

Muhammed Nedim SÖGÜT

Nurullah SERBEST

Muhammed Şifa GORAL

Aziz YILMAZ

Enes KAYA

Umut AVCI

Abdurrahman YAVUZYİĞİTOĞLU

 

 

1. Günümüz insanı, adaletin hakim olduğu bir düzende yaşamaya muhtaçtır ve bu düzenin nasıl olması gerektiğinin arayışı içerisindedir.

 

2- İnsan, kainatın bir parçası olduğundan kainattaki kanunlar kendisi için de geçerlidir. Kainattaki adalet ve düzen; ilim, kudret ve iradenin bir araya gelmesiyle oluşur.

 

3. İnsan hak ve hürriyetleri istidat, ihtiyaç ve ızdırari lisanı ile istenilen haklardır. Bu haklar doğuştan gelen haklar olduğu için hiçbir şart altında askıya alınamazlar. Tüm bireylerin hakkı kanunla garanti altına alınmalı ve korunmalıdır. Bireyler kanuna ve şeriata  aykırı olmayan hal ve hareketlerinde en güzel bir şekilde özgür olmalıdır.

4. Kur’an’ı Kerim’in 4 esasından biri adalettir. Adalet ahlaki bir kavramdır. Ahlak “kişisel iyi”, adalet ise “toplumsal iyi”dir. Adalet de hukukun idesi ve idealidir.

5. Cumhuriyet; adalet, meşveret ve kanunda inhisar-ı kuvvetten ibarettir. Cumhuriyet, özü itibariyle şeriatın bir gereğidir.

6. İnsana karşı hürriyet Allah’a karşı ubudiyeti kuvvetlendirir. İman ne kadar mükemmel olursa hürriyet o derece parlar.

7. Meşveret, ortak akılla düşünmeyi hareket etmeyi sağlar ve akl-ı selimi ortaya koyar.

8.  Hürriyet’i şer’iye iki boyuttur. Birincisi, bireyin kendi nefsine zararı dokunmadan  kendini hür olarak ifade etmesidir. Diğeri ise karşısındaki bireyin hürriyetini engellememesidir.

9. Alem-  İslam’ın hem maddi hem de manevi terakkisi ancak hürriyet’i şer’iye iledir. Müslümanların ayaklarına konulmuş çeşit çeşit  istibdatların zincirlerini açacak ve Asya medeniyetini  ayağa kaldıracak en önemli unsurlar hürriyet ve adalettir.

10. Bediüzzaman istibdat, meşrutiyet ve cumhuriyet devirlerini yaşamış ender bir şahsiyettir. İstibdat dönemlerinde diktatör yönetimlere karşı durmuştur. Meşrutiyeti “meşrutiyet-i meşrua” yani semavi kaynaklı bir hürriyet anlayışıyla sahiplenmiş ve yerleşmesine çalışmıştır.

Devamı
Yukarı! Tasarım — Mustafa Işıldak.
Sosyal Linkler:
FACEBOOK
TWITTER